Daha ne kadar süreceğini bilmediğimiz zor günler yaşıyoruz. Ekonomik, sosyal, psikolojik sonuçları olacak hiç şüphesiz. Ama öncelikle bugünleri en az zararla atlatmamız gerek. Bunun için bireysel korunma önlemlerini almalıyız öncelikle. Buna ek olarak bir diğerinin yaşamda kalmasına da destek sunabilir, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma ile günlük yaşamın zorluklarını azaltabiliriz.

Tabii ki sağlık, korunma, bakım, beslenme ihtiyaçlarının karşılanması esas olarak kamu tarafından, kamu kaynakları ile sağlanmalı. Ama o kadar geniş çaplı önlemler gerekiyor ki, hem de uzun zaman… Bu nedenle bütün büyük felaketlerde olduğu gibi, bugün de kamu-sivil işbirliği büyük önem kazanıyor. 

Ne yapabiliriz? Kiminle güçlerimizi birleştirebiliriz? Bunları düşünüp, planlayıp, her birimiz kendi bulunduğumuz yerlerde sivil insiyatifler oluşturamaz mıyız?

Prof. Dr. Ayşe Gül Yılgör'ün Bianet'e yazdığı yazıyı okumak için tıklayın.

 

GÜLMEK

“Seninle bir arabaya sürülmüş iki beygir gibiyiz.”

Turgut Özakman söylüyor bunu.

Ocak diye bir oyununda.

Safiye, kocası Tarık’a.

Mutfak var bizim.

Çok yorulduğumda arazi olurum.

Mutfak iyidir.

Yerel seçimler yaklaşıyormuş anladığım kadarıyla. Bizimkilerin ve misafirlerin sohbetlerinden sık sık kulağıma çalınır oldu adaylar, kampanyalar, vaatler, projeler. Yerel yönetim diye bir şey olduğunu, belediye başkanlarının, meclis üyelerinin seçimle iş başına geldiklerini ve bu seçimlerde oy almak için bir sürü vaatte bulunulduğunu anlamış oldum.

"Yapılan sadece yeni bir ekonomik kurgu değil, yeni bir yaşam ve bizi bu yaşama götürebilecek yeni mücadele alanlarının ve araçlarının da kurgulanması. Belki de en umut ve heyecan veren yanı da bu."

Yazının tamamı için tıklayınız.

"Dedim ya çok kitabım var raflarımda insanlar tarafından okunan, okunmayı bekleyen ama geçen haftasonu yüzlerce kitaba denk bir insanı ağırladım. Bizimkilerin hayallerinden biriydi insan kütüphanesi kurmak. Galiba ilk adımının atılışına tanık oldum."

Yazının tamamı için tıklayınız.

Söz konusu söyleşi için tıklayınız.

 "Paylaşmanın Sanatı ve Zanaatı Festivali” başlığı altında düzenlenen etkinlikler için adres bir semt pazarıydı. “Bunun özel bir sebebi var. Haftanın bir günü kullanılıp altı gün kullanılmayan gri bir alan burası normalde. Sadece otopark olarak kullanılıyor. Ama aslında insanlar için çok iyi bir karşılaşma mekanı.” ÇİTTA’dan Özlem Özgür Arıkan festival için semt pazarının seçilme nedenini böyle anlatıyor. Arıkan’a göre bu mekan ve düzenlenen etkinlikler farklı üreticileri bir araya getirebilir, insanları kaynaştırabilir.

https://www.amerikaninsesi.com/a/mersin-de-takas-pazari/4760183.html

Sevgili Özgün Özçer kampüs dışında bilgi üretme ve paylaşma meramımızı İngilizce tercüman olmuş.

 

“Barış imzacısı” oldukları için Mersin Üniversitesi’nden KHK ile ihraç edilen üç akademisyenin kurduğu Kültürhane, kütüphanesindeki 10 binden fazla kitapla kentin önemli bir açığını kapatıyor. Kültürhane’de müzik dinletilerinden ekoloji sohbetlerine birçok kültürel etkinlik düzenleniyor.

Haber için tıklayınız...

 

 

Kültürhane Facebook