Taşrada akademisyenlik pahalıdır; bilen bilir. Yurtiçinde bile olsa, her nevi toplantıya katılım masraftır. Hele hele bunları gereksiz gören bir yönetimin mali desteğinden mahrumsanız cebinizden harcama yapmak zorundasınızdır her defasında. Dahası ilgilendiğiniz alana dair her kitabı almak istersiniz zira onları ödünç alacak bir kütüphane yoktur taşra kentlerinde. Üniversite kütüphaneleri deseniz etüd salonu olarak işlev görür genelde. Dolayısıyla, eğer yeni yayınları, çalışmaları takip etmek derdindeyseniz her kitabı almak istersiniz.

O yüzden Mersin’in muhreçleri olan bizlerin Martı Kitapevi’nde hiç kapanmayan veresiye defterleri vardır mesela. Kargocular da hiç sevmezlerdi bizim bölümü; e kolay değil her hafta koli koli kitap taşımak… Yeni bir kitap kolisi geldi mi, kime geldiyse onun odasına üşüşürdük, koridorumuza yeni hangi mahsuller gelmiş diye.

Gel zaman git zaman, malum, o odalar boşalıverdi. Daha OHAL gündeme gelmeden bizde yaprak dökümü başlamıştı bile. Koridorumuz boşaldı tek tek, oda oda. Önce Mustafa gitti, sonra onun odasına yerleşen Esin’i de uğurladık. Selim 2017’ye Yeni Dünya’da girdi. Ali Ekber’in ayrılması ve Bediz’in odasını boşaltması için de çok beklemeyecektik neticede. OHAL’den sonra hepimiz için geri sayım hızlanmıştı. Yine de Tolga, Hakan ve Esra için KHK’yı bile beklemeyecekti yönetim. Diğer fakültelerdeki arkadaşları saymıyorum bile. Boşalan odalarımız dolan kitap kolilerine dönüşüyordu. Yurtdışına çıkanlar kitaplıklarını yanlarında götüremeyecekti haliyle. Evler desek, zaten çoktan istiap hadlerini aşmıştı. Dağıtmaya da kıyamıyorduk en değerli hazinelerimizi. Kütüphane fikri öyle doğdu. Bu kitapları toplu halde kolektif kullanıma sunma konusunda kimse en ufak bir tereddüt göstermedi.

Ne zaman, nasıl, nerede yapacağımıza dair hiçbir fikrimiz yoktu ama iki şeyi biliyorduk: Nefesimiz yettiğince burada kalacak ve bu kütüphaneyi açacaktık. Yolumuzun üzerindeki tüm kiralık dükkanlara alıcı gözle bakıyor, kiminle konuşsak bu fikirden bahsediyor; uygun yer bulurlarsa haber etmelerini istiyorduk. Fizibilite, iş planı çalışmalarını bile yapmıştık Ayşe Gül ve Ertan ile. Hatta bir ara sabırsızlığa kapılıp, bir belediye başkanına bile önerdik fikri. Allah’tan ilgilenmedi de iş başa düştü.

KHK akşamı dostlar bizi avutmak için ararken, biz iş konuşuyorduk. Soru “ne, nasıl, neyle?” değil, “nerede?” idi. Eski kent merkezi en çok istediğimiz yerdi ama artık ne yazık ki sapa ve ulaşılması zahmetli bir haldeydi. Öğrencilerin erişimi açısından ideali üniversite yakınları idi ama üniversitenin civarından bile geçmek zor geliyordu. Pozcu en mantıklısı idi ama orada da uygun büyüklük ve bütçede bir yer bulunması pek kolay değildi. Şans bu ya, KHK’dan tam on gün sonra yeri bulmuş, 15 gün sonra sözleşme imzalamıştık hem de Pozcu Dikenliyol’da.