Daire Konuk Sanatçı Programı çerçevesinde, güncel sanat alanında çalışan sanatçıların bir araya gelmesiyle oluşan kolektif sergi “Mersin’e Dair” izleyiciyle buluştu. İstanbul ve İzmir’den gelen dört konuk sanatçının Mersin’de yaşayan sanatçılar ile birlikte çalışması sonucu ortaya çıkan sergi, Mersin’in önemli gündemlerini ve sorunlarını kolektif bir yaratıcı süreçle ortaya koydu.

Kültürhane’nin desteklediği proje kapsamında hayata geçen sergi, program yürütücüsü Murat Germen ve katılımcı konuklar Eyhan Çelik, Rafet Arslan ve Sinan Kılıç’ın yanı sıra, Mersin’de yaşayan sanatçılardan Abdulla Sert, Ahmet Karabulak, Bengisu Muazzez Kurtuluş, Murat Çiçek, Nilgün Yardımcı ve Taner Tunga’nın 4 gün süren  çalışması sonucu ortaya çıktı. Sanatçılar kent, bellek, mimari ve kamusal alan, kültürel miras gibi çeşitli boyut ve konularda çalışarak, biriktirdikleri materyali kolaj, montaj, asamblaj formatında bir sergileme ile paylaşıma açtılar.

Sergi açılışında konuşan Murat Germen, çalışmanın temel amacının birleşmek ve bağlantı kurmak  olduğunu belirterek, “4 gün boyunca Mersin’de düşündük, yürüdük, kokladık ve yedik tabii ki… Sadece bir baskı cihazı ve A4 baskılardan ortaya çıkan bir kolajla, yerleştirme ve video çalışmalarıyla sanatın çok farklı dallarından çeşitli örnekler verdi sanatçılar. Bu çalışmaların hepsi derdi olan işler. Özellikle Mersinli sanatçıların serginin bu salonunun tümüne yayılmasına çok büyük katkıları oldu. İlerde bu proje çerçevesinde oluşan enerji ile başka iş birliklerimiz olacak gibi gözüküyor. Ayrıca bu birlikteliğin ortaya çıkmasında büyük önemi olan Kültürhane’ye de çok teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

İki temel durum: “Ekmek ve su bütününden Mersin’i analiz etmek”

Serginin ilgi çeken çalışmalarından biri Mersinli sanatçı Taner Tunga’nın ekmek ve su çeşitleri üzerinden geliştirdiği “Mersin analizi”ydi. Tunga sergiye özel hazırladığı bu çalışmada, Mersin’de yaşayan sınıfsal grupları ve etnik kimlikleri, farklı grupların yaşadığı bölgeleri, su kaynaklarının ve su kullanımının dağılımını kendine has bir üslup ve yerleştirmeyle ortaya koydu.

Mersin’i Müftü deresini temel alarak ikiye ayıran Tunga, bu ayırımı yaparken derenin kaynağından sonuna değişen yoğunluk ve kirlilik oranını da gözden kaçırmadı. Tunga, derenin iki tarafını, o bölgelerde yaşayan kimliklere ve sınıflara has ekmeklerle sembolize ediyor. Aynı şekilde suyu da ekolojik bir kaynak olmasının yanı sıra sınıfsal çıkarıma hizmet eden bir meta olarak da ele alan Tunga, su kalitesinin ve su kullanımının bölgesel dağılımını eseri üzerinde gözler önüne serdi.

Kolajlarla Mersin: “İnsanların söylemek istediği bir şey var!”

Serginin en kolektif çalışması, kolajlarla bir Mersin haritası sundu izleyiciye. “Kent nedir? Kentlilik nedir? Kimlik nedir? Kültür nedir? Kamusallık nedir? Doğayla kent ilişkileri nasıldır…” tüm bu soruların kesiştiği yerden bir Mersin haritası çizen eser kentin olumlu ve olumsuz yönlerini bir hercümerç halinde ortaya koydu.

Bir sabotaj eylemi: “Çürümeni ve yok oluşunu izleyeceğim”

Sergide ön plana çıkan bir diğer çalışma karşımıza bir sabotaj eylemi olarak çıktı. Mersinli sanatçı Ahmet Karabulak “Çürümeni ve yok oluşunu izleyeceğim” dediği eserinde kendi KHK hikayesini oldukça özgün bir biçimde izleyici ile paylaştı.

Zorunlu göç kıskacında kadın: “Yaşam Patentlenemez!”

Serginin bir diğer Mersinli sanatçısı olan Bengisu Muazzez Kurtuluş ise “derdi olan işler” serisine bir yenisini ekledi ve kadın, göç ve kent ilişkisini ele aldığı video art ile karşımıza çıktı. Kurtuluş kadın bedeni üzerine yazdığı akış metni ile kendi kentinde yaşayamayan ve göç etmek zorunda kalan bir kadının dramını anlattı. Kurtuluş çalışmasında yer alan kadın bedenini estetik bir öge olarak değil, kadının özne oluşuyla açıkladı. Zorunlu göç travmaları üzerinden yazılmış metin, metnin tekrar bedene aktarılmasını işleyen video artla izleyiciyle buluştu.

Genel olarak çalışmalarını, sergi sürecini ve sergiyi “Yaşam patentlenemez!” cümlesiyle açıklayan Kurtuluş, “Bu işin bileşeni olmak benim için çok değerliydi. İnsanın yaşadığı kentle kurduğu bağdır aslında onu var eden şey. Bu sergi Mersin’in derdi kederi neyse onun üzerine kuruldu. Kentin dinamikleri aslında bizimde hayatımızın belirleyicileri. Daire Sanat bu başlığı ortaya koyarak bizimde kente dair kolektif meramımızı ortaya koyabilmemiz adına bir alan oluşturdu” ifadelerini kullandı.

“Protest tutumu estetik ve esprili bir şekilde koyan bir tavır”

Serginin konuk sanatçılarından Rafet Arsan ise bu çalışma ile Mersin’de alternatif kültür ve yaşam tarzlarına yönelik bir enerjinin olduğunu, insanların diyalog ve dayanışma içerisinde olduğunu gördüğünü belirtti.

Mersinli sanatçıların aktifliği ve çalışkanlığı sayesinde salonun her yerini kapsayan bu kolektif serginin oluşabildiğinin altını çizen Arslan, “Bu sergide kentin sorunlarına duyarlı ve bunun için çok da mızmızlanmayan ama protest tutumu estetik ve esprili bir şekilde koyan bir tavır öne çıkıyor. Umarım daha çok güleceğimiz günler ve birliktelikler olur” diye konuştu.

Son ürün değil, üretimin kendisi…

Dört gün gibi kısa bir süre içerisinde, ekmekle ve ceketle kent hafızasına önemli kavramlar ve değerler kazandıran sergi iş birliği ve kolektif çalışmanın gücünü ortaya koydu. Mersin’de ortaya konan pratik, aynı zamanda sanat alanında başka bir üretim yaklaşımının mümkün olduğunu gösterdi.

Son ürünü değil, üretim sürecinin kendisini merkezine alan bu yaklaşım, daire programı ve konuk sanatçılarıyla iş birliğinin gücünü farklı şehirlere taşımaya devam edecek.

Haber: Burçak Görel