Ulaş BAYRAKTAR

Hatırlarsınız Edip Cansever “Ahmet Abi’ye” hatırlatır:

“İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer.”

Peki bir kent neye benzer?

Kültürhane’nin bir meramı da bu soruya bir yanıt bulmak, bu mavi gözyaşlı, dalgalı bakışlı kentin hikayesini dillendirmek, dinlemekti. Bunun için Mersin Müşterekleri sohbetleri, Kent Sohbetleri ve Hemşehrimin Hikayesi buluşmaları düzenledik. 2020 başından itibaren de Yumuktepe Sohbetleri’yle bu çabamız yeni, derin bir nefes kazandı. Kentin geçmişini, değerlerini, kişilerini, örgüt ve organizasyonlarını konuşarak Mersin’in daha bir hemşehrisi olacağımızı umuyoruz.

Bu yeni serinin kolaylaştırıcısı Ziya Aykın 15 yıla yakın bir süredir Mersin’e dair en zengin içeriği barındıran Yumuktepe.com sitesinin kurucusu, yöneticisi. Dahası, kendisi Mersin’i en samimi ve en zarif biçimde anlatan bir kitabın müellifi. Babası Postacı Ziya Bey’in hayatını anlattığı “Postacının Son Mektubu” kitabı Mersin’in insanı, dönemleri ve mekanları hakkında olağanüstü bir ilham ve bilgi kaynağı.

Kitap sanıyorum Mersin’in yazdığı ya da Mersin’e yazılan en güzel mektup. Çünkü satırlarında gezinirken bir kentin sokaklarında dolaşıyorsunuz. Çünkü anlatılan “işten izin aldığında da çıkıp şehri dolaşan” bir postacının hikayesi. Adım adım, pedal pedal gezilen, bilinen bir kentin hikayesi. Mersin’in bir balıkçı köyünden, 45-50 bin kişilik küçük bir kente oradan da bir metropole nasıl dönüştüğünün anlatısı Postacının Son Mektubu.

Kentin sadece kendisi de yok Ziya Bey’in öyküsünde. Bu kentin insanları da var bol bol çünkü kentin adreslerini, sokaklarını itfaiyeciler de iyi bilir ama postacılar o adreslerde oturanların hayatlarını, hikayelerini de bilir. Girit’ten balıklarını getiren göçmenin hikayesi de onlardadır, gümrük muhafaza memuru amigo Pırpır Yaşar’ın, Deli Kerim’in öyküleri de...

İşte bu mekan ve insan mekanlarını bilerek bir kentin hemşehrisi olunuyor herhalde. Ziya Aykın bir yazlık sinema seyircisinin ruh halini anlattığı satırlarla aslında böylesi medeni bir kentlilik tarifini de yapmış, bu satırlarla ona çok kıymetli bir katkı sunmuş oluyor:

“Selamlaşıyor, iyi akşamlar diyorsun. Önce içinden ‘Bana bakın ben de buradayım’ diyor, sonra dışından ‘Aa sen de mi buradasın?’ diyorsun. Herkes birbirine gülümserken ‘Evet’ diyor. Tam olarak kanaat getiriyorsun: “İşte ben, bu cemiyettenim” (s. 163).

“İşte ben o cemiyettenim” duygusu hemşehrilik bağının da en sade ifadesi aslında. Tüm üyeleri birbirine benzeyen, aynı düşünen, aynı davranan bir cemaat değil, farklılıkları ile zengin, bu çoğulculuğu kabullenişi ile medeni bir yaşam alanı şehir. Ve yaşam alanının bir parçası hissetme, diğerleri ile bu hissi paylaşabilme ayrıcalığı ile hemşehri.

Tüm zenginlikleri, kültürü ve beşeri sermayesine rağmen zaman zaman haksızlık düzeyinde kent kültüründen yoksun olduğuna dair ithamlara şahane bir mektupla cevap veriyor Aykın.

Bu mektup hepimize, aman diyeyim okumazlık etmeyin.

Bu yazı menü/dergimizin Nisan sayısında yayımlanmıştır. Nisan sayımızın tamamına ulaşmak için tıklayın.

Kültürhane Menü Mart sayısı

Kültürhane Menü Mayıs (Özledik) sayısı