Özlem ÖZGÜR ARIKAN

Yoğunluğu son 2 seneye yayılan 5 yıllık ÇİTTA maceramız yereldeki ekolojik farkındalığa elden geldiğince destek sunabilmek adına gönüllü bir birliktelik olarak çıkmış idi yola. 

Görebildiğimiz kadarıyla, gıda egemenliği ve gıda güvencesi memleketin önemli bir diğer sorunuydu ve “elimizden geleni yapmaktan geri durmayalım” diye diye…yürüdük, durduk, koştuk. Geçen sürede onlarca söyleşi, pek çok çiftçi ziyareti, bir miktar atölye, iki festival bir şenlik, pek çok okul ve meslek grubu ile sohbet derken yerele değmenin en faideli yollarından birinin de yerel basını ekoloji haberler açısından okumak olduğunu fark ettik. 

Ve halihazırda var olan, youtube Caretta yayınlarımızı deforme edip ekolojik haberleri sunabileceğimiz bir formata dönüştürdük. Bir hafta derlediğimiz yerel gazete haberlerini okuduk bir hafta konuk ağırladık. Sevgili Sema’nın mesleğinden gelen görüşü sıklıkla yazılmayanlara da erişebilmemizi sağladı. Bazı sevgili takipçilerimiz yayınlarımızdaki hataları, incitmeden nazikçe ifade etti, geri plandan destek oldu. Bilgisine başvurduğumuz pek çok konuğumuz zamanını bizle paylaştı. Sevgili Kader kayıtlarımızı itinayla aldı düzenledi.

Gördük ki, ulusal basında işittiklerimizin misliyle sorun Mersin’imizin de başında bela. 

Türkiye’deki 2. ağır kimya sanayi hazırlığından tutun da, deniz ekosistemini baltalayan balık çiftliklerine, orman arazilerinin tahribatından tersane yapımına; gözden çıkarılmış, ne olacağına bir türlü karar verilemeyen sahipsiz bir kent imajı belirdi önümüzde. Turizm kenti mi sanayi mi?

İçinde yaşayan binlerce insanın kendini ha bire yaylasına denizine ormanına attığı bu güzel kentin şehir hayatı neden bu kadar donuk sahipsiz diye düşünmemek mümkün mü? Tanımadığımız için mi sevmiyoruz, sevmediğimiz için mi koruyamıyoruz? Nasıl kırılır bu sürekli kaybediş? 

Acaba gazete okuyarak devrim yapabilir miyiz? Ya da evde ekşi mayalı ekmek yaparak? Haftasonları AVM’ye değil de ormana giderek?? Metal kutularla değil de iki tekerle sokaklarda gezinirsek bu şehri biraz daha sevebilir miyiz, sahip çıkabilir miyiz? 

Kır’dan çalınmış bir miktar arazi üzerinde sıkış tepiş yaşıyoruz binlercemiz. 

Onca betona rağmen, baharın coşkusunu görmemek elde mi peki? Mümkün olan her sahipsiz toprak parçasından yaşam taşıyor şu günlerde, benim gözlerimden kalpler fışkırıyor!! Isırganlar, ebegümeçleri, eşek dikenleri süslüyor sokağımızdaki peyzaja kurban gitmemiş yeşil alanları. Geçtiğimiz günlerde dağlardan baktım şehre, sahile doğru yığılmış binaların üstüne üstüne yürümüş ormanları görünce “keşke yutuverse” diye düşündüm, bir büyük balık şu küçük kenti ham ediverse… biz bir ağacın gölgesinde, rüzgarın sesinde uyuyup kalsak.. olmaz mı acaba?