Mithat Fabian SÖZMEN

Yarı meşhur bir Mersin fıkrasında denir ki bundan 90 yıl önce hayvanına ot bulmakta zorlanan “yerliler” bir eşeğin boynuna “Giritliler geldi aç kaldım” yazılı bir arzuhal asıp kaymakamın kapısının önüne bırakmışlar. Fıkra dediysem, öyle “Tarsus yılandan Mersin yalandan” mevzusu değil, esaslı vaka ama fıkra gibi, güleriz ağlanacak halimize misali!

Gündüz Artan’ın İçel Sanat Kulübü Bülteni’ndeki “Giritlilerin Mersin’e ilk Muhacereti” makalesinde yazıya döktüğü bu olaya ilişkin Giritli mübadil Mehmet Arseven de şöyle söylüyor: “Giritliler geldi, merkeplere ot bırakmadılar dediler. Bizim ana da gidiyordu ot mot toplamaya. Eğer ki bu lafı söylemeseler, gururlarına dokunmasalardı, Mersin halkı birçok ot çeşidini öğrenmiş olurdu. Marata, arapsaçı, asgolibus, şevketbostan böbreklere çok faydası var.”*

Anlayacağınız o günün Suriyelileriydi Giritliler ya da şöyle söyleyelim bu hikâye, mübadil Giritlilerin otları yemeklerinde kullanma sevgisi kadar göçmen düşmanlığının da ne kadar köklü olduğunu anlatıyor.

Mübadil hayatın zorlukları

Mersin’e 1899 ve Ocak-Nisan 1924’te olduğu gibi kafileler halinde, gemilerle getirilen Giritliler için yeni hayatları hiç kolay başlamadı. Malını, mülkünü, toprağını, sevdiklerini (geride Rum aşkını bırakmak zorunda kalanların sayısı az değil) bırakıp başka bir diyarda yaşamaya zorlanan Giritliler, mübadele anlaşması gereği Yunanistan’ın yolunu tutan Rumların yerine getirilmişti. Ancak terk edilmiş Rum evlerinin çoğu yerli halkın işgali altındaydı, dolayısıyla onlarla karşı karşıya gelmek ciddi bir gerilim sebebiydi.

1899’da elli ev ve bir cami inşa edilerek kurulan İhsaniye Mahallesi has mekânlarıydı.

Giritliler sözde Rumların yerine gelmişti ancak buradan gönderilenler Mersin’in sosyoekonomik yaşamında önemli nüfuza sahip kimselerdi. Çoğu çiftçi olan Giritlilerin ise ne böyle ayrıcalıklı bir geçmişi vardı ne de gemiden beraberlerinde dev bir travmayla inmiş halleriyle o boşluğu dolduracak mecalleri. 

İlk kuşak için dil büyük bir sorundu çünkü 19. yüzyılın son 30 yılında adada artık resmi dil Rumcaydı. Bu, Giritlilere karşı “gavur”, “Yunan bozması” gibi söylemlerin kullanılmasını kolaylaştırıyordu. 

Mersin’e kattıkları

Yine de Giritliler kısa sürede Mersin’in önemli bir parçası haline geldi. Kilikya’nın kadim ama unutulmuş faaliyeti zeytinciliği yeniden canlandırdılar, ilk zeytinyağı fabrikalarını kurdular. Mersin’de Türk kahvesi deyince akla gelen Arabağa, 1926’da “Arap ağa” lakaplı mübadil Nuri Uçar tarafından açıldı ve bugünlere kadar geldi. Keçi sütleri, meşhur otları, otlu yemekleri, mezeleri, meyhaneleri Çukurova’nın vazgeçilmezi oldu. Yani Arseven’in dediği gibi Mersinliler de böylece eşeklere yedirilmek dışında otların pek çok faydası olduğunu öğrendi. 

Mübadillerin travmaları hiçbir zaman unutulacak noktaya gelmedi belki ama şurası kesin, onlar artık sadece Giritli değil Mersinli Giritliler ve bildiğimiz haliyle Mersin de artık biraz Giritli.

*Kaynak: Fahriye Emgili – Türk-Yunan nüfus mübadelesinin Mersin’in sosyoekonomik yapısına etkileri