Alper Tolga AKKUŞ

Çocuk oyunları, çocukken oynadığımız oyunlar; el ele, gönül gönüle, hep birlikte. Bir varmış bir yokmuş. Henüz dünyada cep telefonu, laptop ve play station yokmuş. İnternetin adı bile bilinmez, plastik top pek azımızda bulunurken, meşin yuvarlak ise sadece rüyalarımızda gezinirmiş. Toplu ya da topsuz, saymaya kalksak iki elimizin parmakları yetmez oyunumuz varmış.

Mahallelerde oyun dönemleri de olurmuş bir moda gibi gelip geçen. Kukalı Saklambaç Dönemi, Dayan Dayan dönemi, Japon Kale Dönemi, 9 Aylık Dönemi, Plastik Boru ile Kağıttan Ok Fırlatma Dönemi, Misket Dönemi, Gazoz Kapağı Dönemi, Futbolcu Kartları Dönemi vs. vs.

Evde ya da sokakta sıkılmak hiç bilmediğimiz, semtimize pek nadir uğrayan şeylermiş.

Arsalar varmış o zamanlar. Her boşluğa bir apartman, ondan arta kalana otopark yapalım zihniyeti nadir görülen talihsizliklerdenmiş. Bir kahvaltı sonrası sokağa çıktığımızı bilirmişiz, bir de karnımız acıkır ya da susar isek eve döndüğümüzü. Arada kalan zaman bizim, biz çocukların, hür iradelerimizle canımızın çektiğince oyunlarla hüküm süren gönlü zenginlerin imiş.

Hangi oyunlar vardı sahi? Tek tek sayabilir miyiz şimdi onları bir çırpıda? Hadi, saydık diyelim; peki kuralını, kaidesini, oyunun tüm süreçlerini hadi dendiğinde ne kadar hatırlayabiliriz?

“El el epelek, elden çıkan topalak..” dedikten sonra ne diyorduk?

“Portakalı soydum, başucuma koydum, ben bir yalan uydurdum, duma duma dum, kırmızı mum..” diye başlıyordu ama gerisi nasıl geliyordu?

“Yağ satarım, Bal satarım” oynarken ebe olmayanlar yere bağdaş kurup oturuyorlardı, ebe ise ayakta ve oturanların arkasında bir oraya bir buraya doğru mendili ile gezinirken tekerlemesini söylüyordu, orası tamam, ama ya sonrası nasıldı?

İstedik ki tüm bu oyunları ve daha fazlasını bir zamanlar zihnimizin tavan aralarına kaldırdığımız yerlerinden çıkaralım, tozunu pasını silelim ve önce hafızalarımızda canlandırıp ardından hayatlarımıza katmaya çalışalım. Hem de bu sayede birlikte oynamanın, adrenalinin, doyasıya eğlenmenin keyifli heyecanını günümüz Z kuşağı çocukları ile de buluşturabilelim.

4 Nisan’da Çelik Çomak ile başlayan programda şimdiye kadar Çivi Futbolu, Sek Sek ve İp Atlama’yı konuşma imkanımız oldu. 23 Nisan Özel programında ise Mersin’in ekoloji insiyatifi ve gıda topluluğu ÇİTTA (Çukurova İnsan Tohum Toprak Atölyeleri) üyesi çocukları konuk etme şansımız oldu.

Hepinizi oyunumuza katılmaya bekliyoruz.

Menü/dergimizin #Özledik sayısını okumak için tıklayın.