Galip Deniz ALTINAY

Şair ve yazar Muriel Rukeyser, “Evren hikâyelerden oluşur, atomlardan değil” diye yazar; hayatlarımız için de aynısını söyleyebiliriz, sahip olduğumuz hikâyelerdir bir bakıma hayatımız. Kimliklerimiz ancak dünyada kim olduğumuz, bu halimize nasıl geldiğimiz ve deneyimlerimizden nasıl anlam çıkardığımız üzerine bir anlatı halinde anlaşılabilir ve ifade edilebilir. İnsanların benliklerini ve de hayatlarını oluşturan birçok hikâye vardır; bu hikâyeler bugün dünü kurup durmaksızın yeniden kurarken zaman içinde gelişen hikâyelerdir. Nefes alıp verdiğimiz her an hikâyemize yeni bir kelimenin de eklendiği andır aynı zamanda.

Mekânlar da bu bakımdan insanlara benzerler. Bir mekânın kimliğinden, karakterinden söz ederken o mekânın tanıklıklarından, o mekânda geçen hikâyelerden konuşuruz aslında. Çünkü bunlardır bir mekâna anlam katan, onun hikâyesini oluşturan. Mekâna gelip gidenlerin, orada paylaşımlarda bulunanların, o mekânı kendi hayatlarının bir parçası yaparken kendileri de o mekânın bir parçası haline gelenlerin…

İçinden geçtiğimiz günlerde üçüncü yaşını kutlamaya yaklaştığımız Kültürhane’nin hikâyesi de aslında bu üç yılı onunla beraber yürüyenlerin, paylaşanların, dayanışanların kendi hikâyeleridir bu yönüyle. Üniversitedeki odalardan çıkan ve arkadaşlarımızın ayrılmak zorunda kaldıkları kentte kalan kitaplarına yeni bir ev ararken kurduğumuz mekânımızın hikâyesine nefes almaya başladığı ilk günden bugüne her gün yeni cümleler, paragraflar, sayfalar ekleniyor. Bir gün Emine hocamızın tatlı gülümsemesiyle getirdiği nergisler, başka bir gün Serkan ve Fatih’in dost sohbeti var bu hikâyede. Bir parçasında sevgili Aysun’un duvar gazetesi yer alırken diğer tarafında sevgili Merve ve Gönül’ün lezzetli ellerinden çıkan tatlar yer alıyor. Aysun hocamızın emeğiyle ortaya çıkan çocuk kütüphanesinde oynayan Reyhan’ın kahkahalarıyla şenlenen Kültürhane, ÇİTTA’nın ve Mersin’in Yabanları’nın emekleriyle de anlam kazanıyor. Jini’nin arkadaşlığı ve yoldaşlığı da var bu hikâyede Tuncer hocamızın katıldığı her etkinlikteki değerli katkıları da…

Jean Paul Sartre, “Bir insan her zaman hikâye anlatıcısıdır; kendi hikâyeleriyle ve başkalarının hikâyeleriyle çevrili yaşar; başına gelen her şeyi onlar aracılığıyla görür ve hayatını anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır” der; bu üç yıla yaklaşan süreçte Kültürhane’de oradaki herkesle, her paylaşımla beraber bir kimliğe ve benliğe sahip oldu. Bir birliktelik ve beraberlik halinin ve duygusunun mekânı oldu tüm bu paylaşımlarla. O da artık bir hikâye anlatıyor, kendi hikâyesini anlattığı kadar oraya kendini ait hisseden herkesin de hikâyesini anlatıyor.

Teşekkürler şu ana kadar Kültürhane’nin hikâyesini var edenlere, onu kendi hikâyesinin bir parçası kılanlara. Yazılmayı ve paylaşılmayı bekleyen daha çok şey var bu hikâyede. O günlerde de yine hep beraber olmak dileğiyle…

Menü/dergimizin #Özledik sayısını okumak için tıklayın.