Metin Altıok

Türkçeye “müşterek” olarak çevrilen, İngilizcedeki karşılığı “commons” olan kavram, son dönemlerde çokça tartışılmaktadır. Müşterek, kavram olarak kimseye ait olmayan ama aynı zamanda herkesin olan, ortak alanları tanımlamak için kullanılmaktadır. Kavramdan hareketle “müşterekleştirme”, yani birliktelikler kurma, ortaklıkları çoğaltma pratikleri, tüm ortak alanların el konularak özelleştirildiği bir dünyada bir umut ışığı olarak ele alınabilir. İşte sadece fiziki mekânları değil; aynı zamanda temas edilen, birliktelik alanlarını kuran tüm toplumsal ilişkileri müşterek olanın bir parçası olarak ele aldığımızda Kültürhane bir yanıyla bu teması, bu varoluşu çoğaltma pratiği olarak görülebilir.

Jean-Paul Sartre, “Varolmanın bir toplumsal süreçte birlikte var etme ile el ele gittiğini” söyler. Kültürhane üç yıldır bu birlikte var etmenin ve varolmanın alanı olarak fiziksel bir mekandan öte, diller, imgeler, duygular, alışkanlıklar ve pratiklerle kurulan bir ortak varoluş alanı olarak toplumsal süreçleri “müşterek” ve “müştereklik” çerçevesinden irdelemek, toplumsal hayatın nasıl örgütleneceğine dair ipuçlarını yakalamak açısından önem arz ediyor. Nitekim müşterekliğin, yeni bir kent ve dayanışma tahayyülü açısından bir başlangıç noktası olarak tanımlanması, Kültürhane’nin bu müşterekleştirme pratiğini kurmasına ve ortaklık etmesine mekânsal, alansal ve zamansal olanak sağlıyor.

Kurucuları, çalışanları ve bir araya gelenleriyle Kültürhane’yi var eden herkes, bir süreç olarak “müşterekliği” oluşturmaya, aidiyeti güçlendirmeye, bir araya gelenleriyle güveni tesis etmeye, bilgi paylaşımı ve örgütlenme becerisinin geliştirilmesine, düzenlenen etkinlikler, paylaşımlar ve çeşitli dayanışma eylemleriyle katkıda bulunmaya devam ediyor. Müştereklik örüntüsünün bir parçası olarak aidiyeti güçlendirmek, kentte otursun ya da oturmasın, herkesin “o kentle ilgili anlatacak bir hikâyesinin olması gerekir” anlayışı üzerinden hareketle etkinliklere ve sohbetlere ev sahipliği yapıyor. Örneğin, “bu hikâyeler yalnızca bilimsel bilgi veya tarihsel bilgi ile değil; aynı zamanda süregiden efsaneler veya halk arasındaki dedikoduların aktarılması aracılığıyla da kurulur” anlayışı üzerinden “Kent Sohbetleri”, “Mimarlık, Mühendislik ve Planlama Konuşmaları” (MEGARON) vb. etkinlik dizisi üzerinden bunu oluşturmaya çalışıyor.

Sevgili Ulaş’ın temas etmeyi, Sennett’e atıfla “yabancıyı keşfetmek” olarak ele alması, bu keşfin vesilelerini yaratmak, insanların karşılaşmalarını sağlayacak mekanları yaratmak üzerine düşünülmesi gerektiği üzerinden Kültürhane’nin bir mekan olarak buna olanak sağladığı söylenebilir. Örneğin, “Göç ve Göçmen Hikayeleri”, “Tarih Sohbetleri” vb. etkinlik dizileri üzerinden bu temas etme hali örülmeye devam ediyor.

Bilginin paylaşılması ise müşterek kelimesinde gizli olan “iştiraklik,  paydaşlık” kavramı üzerinden ele alındığından bilgi sahibi olunmadan iştirak ve paydaş olunmayacağını şiar edinen Kültürhane, “Sinemadan Çıkmış İnsan”, “Resim Okumaları” vb. programlarıyla bilginin paylaşılmasını ve kentin gündemini yansıtan “Viva-Mersin” haber programı ve yerel gazetelerden kesilen kupürlerin biriktirilip sergilendiği “Duvar Gazetesi”ne ve stüdyo çalışmalarına da devam etmektedir.

Son olarak örgütlenme becerisinin geliştirilmesinde Kültürhane, organize olma deneyimleri açısından yeni örgütlenme pratiklerini geliştirmede önemli bir ‘uğrak alan’ işlevi görmeye devam etmektedir. Burada, “birliktelik becerisi geliştirme” anlayışına, tamamen gönüllülük esasına dayalı ilerleyen etkinlikler ve paylaşım ağları olarak ÇİTTA, MAYA, Caretta, Mersin’in Yabanları vd. örnek gösterebilir. Böylelikle gündelik hayata ilişkin birlikte hareket etme ve birliktelikler yaratan yeni müştereklik veçheleri oluşturulmaya çalışılmaktadır.

*Bu yazı Kültürhane Menü/Dergi'nin Haziran sayısında yayımlanmıştır. Haziran sayımızın tamamına burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.