Melike Selin Durmaz Ekenler

Kent bahçeleri üzerine araştırırken öğrendiğim, II. Dünya Savaşı döneminde kentlilere gıda üretim seferberliği çağrısında bulunan Zafer Bahçeleri hareketi tarihten göz kırpıyor bugünlerde. Bir tek ben değilimdir pandemi sürecinde bu hareketi anımsayan diye bakındığımda gördüm ki özellikle geçtiğimiz Nisan-Mayıs aylarında Avrupa ve Amerika’da yayınlanan haberler ve araştırmalar gıdanın erişilebilirliğine yönelik kaygıyla yaşadığımız şehirlerde, balkonumuzda ve eğer şanslıysak kendi bahçemizde gıda üretim imkanlarına yönelik ilgi ve ihtiyacın arttığını gösteriyor. Ve bu içerikler geçmişin savaş dönemi kaygısı, belirsizliği içinde Zafer Bahçeleri’yle hayata geçirilenleri hatırlatarak pandemi süreciyle ilişkilendiriyor, insanları umutlu kılan çeşitli uygulamaları paylaşıyorlar. Benzer bir eğilim bizde de söz konusu. Yakın çevremizden tutun yerel yönetim projelerine ve kimi sosyal medya paylaşımlarına dek bahçecilik uygulamaları, evde kompost, yerelden beslenme konularında online eğitimler ve sohbetler yaygınlaşıyor. 

Peki neydi bu Zafer Bahçeleri hareketi ve bugünle kurulan ilişkisi? Konu güncelliğini sürdürürken biz de geçtiğimiz bir Caretta programında bu bahçelerin tarihini, pandemi süreci yanı sıra eşikteki gıda ve iklim krizlerine dair neleri hatırlattığını konuştuk. Bildiğimiz anlamda tarımsal üretim alanlarından farklı olan kent bahçelerinin kurulma ve yaygınlaşma dönemlerinin savaşlar, krizler, afetler, ambargolar süresince gıda üretiminin kentsel alanlarda sağlanabilmesi çabalarına karşılık geldiğini görüyoruz. Zafer Bahçeleri de savaş döneminde hem kamu otoritelerinin çağrısı hem de toplulukların örgütlenmesiyle yaygınlaşan uygulamalar. Amerika özelinde tarihten bir özet sunmak gerekirse, 1941’de savaşa giren ülke halkı bir sene sonra gıdayı karne ile temin etmeye başlıyor. Ardından Zafer Bahçelerinin kurulması çağrısı 1943 yılında yaygınlaşıyor. Tarım Bakanlığı tarafından hazırlanan kitapçıklarla süreç tarifleniyor. O dönem yapılan çağrılar savaşta gıda üretimiyle zafere koşmayı imgeleyen dönem afişleriyle, radyo yayınlarıyla gerçekleştiriliyor, savaş cephanesi hazırlanıyormuşçasına kentlerin merkezi yerlerinde tohum ve fide tedarik noktaları oluşturuluyor. Evlerin ve kamu binalarının bahçe ve avlularında, parklarda, mahallelerin atıl kalmış alanlarında, otopark alanları ve refüjlerde dahi kentliler ekip biçmeye başlıyor. Hal böyle olunca, 1944 yılında bu bahçelerin sayısı 20 milyona ulaşıyor ve 8 milyon ton gıda üretimi sağlanıyor. Bu miktar Amerika’da o dönem taze meyve ve sebze tüketim ihtiyacının neredeyse %40’ına karşılık geliyor. Düşünün, yalnızca bu hareketle birlikte başlayan süreçte elde edilen hasat miktarı. 

Ve bugün deniliyor ki; “Zafer bahçeleri geri dönüyor! Gıda için, iklim için, sağlık ve kendine yeterlilik için...”. Tabii ki geçmişte uygulandığı haliyle değil ama hatırlattığı kazanımlarla... Günümüzde Zafer Bahçeleri döneminden yadigar alanlar yanı sıra kentteki pek çok soruna temas eden farklı ölçeklerde bahçeler de söz konusu. Kentlerde yeşil alan varlığı, sosyalleşme ve rahatlama alanları, toprakla ve üretilen gıda ile sağlanan aidiyet hissi, hem fizyolojik hem de psikolojik sağlık, özgüven, kendine yeterlilik ve öz yönetim becerileri açısından önemli alanlar kent bahçeleri. Tam da bugünlerde ihtiyaç duyduğumuz meseleler. Belki de bu bahçelerde, pandemi öncesinde çoktan ekip biçmeye başlamış olanlar bugünlere daha hazırlıklı olabilmiştir, kim bilir... Bunun ihtimali bile yarının krizlerine ve hatta hâlâ yaşamaya devam ettiğimiz pandemi sürecine yönelik umutlandırmıyor mu?

*Bu yazı Kültürhane Menü/Dergi'nin Haziran sayısında yayımlanmıştır. Haziran sayımızın tamamına burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.