Nilüfer Gatenyo

Sarı buğdayla tanışmamız, beş yıl önce Silifkeli arkadaşım Aycan'ın getirdiği bir torba unla olmuştu. Sonra birilerinden duyduk ki, “Silifke sarısı ile Gülnar sarısı aynı değildir; atalık olan Gülnar'ınkidir (?!..)” Bu sav, henüz bir söylem, bir bilgi notu bizim için. Kesin olan, bölgeye ait halen yaşayan bir atalık sarı buğday türü olduğu.

Geçen yıl Can'la birlikte üzerimize yapışan temmuz günlerinden birinde “Hadi” deyip, Gülnar'ın dağ köylerine attık kendimizi; atalık sarı buğday tarlalarında dolaştık.

Buğday almak istediğimizi söylediğimizde, Çiftçi Mustafa: “n'aapacanız ki!” diye baktı.

Şaşkınlığı normaldi aslında. Gülnar'dan geçerken, Mustafa'nın geçen yıldan kalan buğdayını traktöre yükleyip, dün Gülnar'a satmaya getirdiğini söylemişlerdi. Bu yıl ekin biçme vakti gelmişken, daha geçen yılın buğdayını bitirememişti... Alıcısı yoktu ki!.. Kendi yetiştirip, yiyor; kalanı ilçede satmaya çalışıyordu. Şimdi biz taaa Mersin'den köye, ayağına gidip, satamadığı buğdayına alıcı olmuştuk.

Madem durum buydu, neden Ofis'in dağıttığı buğdayı ekmiyordu ki?

“Un fabrikaları gelmez buralara. Tarlalar küçük, yol uzak. Hem Ofis’in buğdayına ilaç da veriyorlar; tarlaya atıyoruz ama buğday yine böcekleniyor. Oysa bizim sarı buğday ilaç istemez. E, bizim damak da buna alışmış... başka buğday yemeyiz.”

“Hiç mi ilaç istemez?” dedik, “yok, istemez” dedi; “kırk yılda bir 20 'sarı pas' olur, onda da az bekleriz, geçer”... “Neyi beklersiniz?” dedim; güldü: “Bizim buraların bi rüzgarı var, kupkuru. O esti miydi, ne pas kalır, ne bişey”.

Deney bu; cevap da bu.

Bölgenin yerlisi Sarı Buğday: İklime, börtü böceğe, rüzgara alışkın. Nesillerdir bölge insanının yemek kültürüne, damak zevkine yerleşmiş. Yalnız insan mı; tarladaki tüm canlılar, sarı pas denen mantar bile o buğdaydan besleniyor. Mesela sarı pas oburluk edip fazla mı yiyor; rüzgâr “hop!.. dur bakalım” diyor “sen payını aldın.”

Bölgedeki canlılar adil olarak aynı kaynaktan besleniyor; besin herkese yetiyor ve uyum içinde yaşıyorken; neden buraya ait olmayan bir buğdayı, başakları daha iri, daneleri çok, verimi yüksek diye ekiyoruz; buraya uyum sağlasın, kendinden bekleneni versin diye dünya paralar döküp önce takviye besin, sonra kurda kuşa, mantara yedirmeyelim diye zehir satın alıyoruz?.. Üstelik zehirin tamamı “zararlı” denilen ki, aslında buranın yerlisi, kendi halinde canlılar tarafından yenilip tüketilmiyor. Birazı toprakta kalıyor, birazını da ürünle birlikte biz yiyoruz...

Peki bu işin kime, ne yararı oldu? Sahi, biz bu işi neden yapıyoruz?!..


ÇİTTA

Çukurova İnsan Tohum Toprak Atölyeleri, 2015 senesinde kurulmuş, yerelde ekolojik yaşam bilinci ve farkındalığının gelişmesi için çabalayan, gönüllü bir topluluk. Bu amaçla söyleşiler, atölyeler, film gösterimleri, şenlik ve festivaller düzenledi, okul ve meslek odalarında buluşmalar gerçekleştirdi. Kültürhane ile işbirliği içerisinde yaptığı etkinliklerle Kültürhane’nin dayanışma içinde olduğu bir kardeş organizasyondur.

Limonata sayımızı okumak için tıklayın.

 

Kültürhane Menü/Dergi (Tüm Sayılar)