Merve Sezginel

Son yıllarda en çok duyduğumuz, kullandığımız cümlelerden biridir herhalde “akışına bırakmak”. Akışına bırak, düşünme der gibi… Akışına bırakınca ya kaybolursak?  Oldum olası bu cümle beni rahatlatmak yerine sorulara itmiştir. Neyin akışına bırakmış olacağım? Bu akış beni nereye götürecek? Nereye varmak istiyorum? Akışına bırakmakla var oluşumuzun doğası nasıl çatışacak? Tam da bu soruların ortasında biraz durup bakmak iyi olmaz mı? Bazen sadece durabilmek, durup o gerçekliği kabul edebilmek sonra ona göre hareket etmek bizi varmak istediğimiz yere daha insancıl götürebilir. Durabilmek çaresizlikten gelmemeli, çaresizce durup beklemekten bahsetmiyorum. Tüm zorlukları kabul ederek ama boyun eğmeden devam edebilmek… Öylesine, hiçbir şey yapmadan akışa bırakmanın kendisi çaresizlik gibi geliyor bu durumda daha çok. Böyle zamanlarda rüzgarda, akıntıda kaybolmak daha kolay. Oysa yelkenliler kendini rüzgara bırakarak gideceği yere ulaşmaz, rüzgarı bir yere varmak için kullanır. Zor ve keyifli olan da bu sanırım.

Üç yıldır Kültürhane’de ne yapıyorsunuz diye sorulduğunda mutfaktan evvel bunlar gelir aklıma. Öyle ya bizimkiler haneyi açmak yerine akışına bırakmış olsalardı böyle bir menüye denk gelemeyecektik hiçbirimiz. Muhtemelen her birimiz bambaşka yerlerde olacaktık. Bu yüzden şimdi tam da burada akıntıya rağmen durup bakabilmenin gerçekliğini yaşıyoruz. Her şeye rağmen devam edebiliyoruz. Öyle bir rüzgar savurdu ki belki bizi, her birimizi bir yere, öyle rüzgarla da yol almaya devam ediyoruz. Gidilecek rotalar, gerçekleştirilecek hayaller var. Varsın arada rüzgarlar her birimizi ayrı yerlere bıraksın. Bırakmalı da zaten. Yine durur biraz nefes alır, yelkenlerimizi rüzgara göre açar, devam etmeye çabalarız. 

Kültürhane Menü/Dergi (Tüm Sayılar)