Mithat Fabian Sözmen

23 Ekim 1954... Bugün Mersin deyince akla ilk gelen semtlerden Pozcu’nun temelinin atıldığı tarih. Peki bu nispeten genç muhit, bu kadar popüler olmadan önce -kuşkusuz “portakal bahçesiydi” ama- nasıl bir yerdi? Bu sorunun yanıtını almak için “Duyduk Duymadık Yenişehir” programında* Ulaş Bayraktar’ın konuğu olan Dr. Nihat Taner’e uzanıyoruz. O da elbette hikâyeye Şevket Pozcu’dan başlıyor.

Şevket Pozcu, 1892 İstanbul doğumlu. Eğitimini tamamladıktan sonra ticarete atılıyor, demiryollarında maceralı taahhüt işlerini yerine getiriyor. O demiryolları, Cumhuriyet’in kuruluşu sonrası en önemli yatırım alanlarından biri oluyor ve Şevket Bey de “poz yapmak” denilen ray döşeme işinin püf noktasındaki maharetiyle önce “Pozcu Şevket Bey”, soyadı kanunun çıkması sonrası ise Şevket Pozcu oluyor.

Şevket Pozcu, işi gereği hem çok geziyor hem de önemli projelere imza atıyor. Ta 1936’da Mersin’in parlak istikbalini öngördüğünü biliyoruz. Ancak Mersin’e yerleşmesine, tüm dünyayı sarsan bir hadise vesile oluyor. 2. Dünya Savaşı’nda Nazilerin işgal tehlikesinin belirdiği süreçte Müttefik devletler, Anadolu’da Almanya’yı karşılayabilecek bir senaryo üzerinde çalışıyor. Bu plan, Doğu Akdeniz’den askeri sevkiyatı, bu da yol, köprü gibi ulaşım hatlarının inşa edilmesini gerektiriyor. Bu projelerin bazılarını Şevket Pozcu yükleniyor.

Pozcu bu yıllarda Mersin’de modern bir tarım işletmesi kuruyor. Turunçgil ağırlıklı olarak meyvelerin yetiştirildiği, besicilik, arıcılık, tavukçuluk yapılan hatta portakal şarabı üretilen bu çiftlik o kadar başarılı oluyor ki şehre dışarıdan gelen nüfuzlu misafirlere mutlaka gezdiriliyor.

Pozcu ve çiftliğinin kent için önemini daha iyi anlamak için 1947’de Bekir Uluğ’un yazdığı şiire kulak verelim:

Demir döşer poz yapardım
Yorulur, rahat arardım
Toprağa bir el atınca
Hayatın sırrına vardım

***

Savaş açtım tabiata
Çiftlik kurdum bindim ata
Tereyağım, kaymağım bol
Usandım ben sata sata

***
Limondan yaptım esansı
Koyuna aldım lisansı
Gidiyorum pupa yelken
Görün şu bendeki şansı

Pozcu Mahallesi’nin doğumuna kısa bir süre kala, Nihat Taner’in deyimiyle “Her şey pupa yelken giderken rüzgar ters esmeye başlıyor.”

Pozcu, yeni bir yolun inşası için çalışırken bir taşocağı kazığı yiyor ve İngiliz firmaya yüklü bir tazminat ödemekle karşı karşıya kalıyor. Bunun üzerine bu işe ipotek edilen çiftliğinin satışı gündeme geliyor. Arazinin geliştirilip satılması halinde çok daha fazla gelir getireceği gerçeği bankaya kabul ettiriliyor ve bunun üzerine önce Pozcu Yapı Kooperatifleri sonra da Pozcu Mahallesi doğuyor. Böylece kent merkezinin Müftü Deresi’ne kadar olan sınırları genişliyor ve “Yenişehir”in temeli atılıyor.

Devamı malum. Bugün her kuşaktan Mersinlinin Pozcu’yla mutlaka bir münasebeti vardır. Henüz yüksek binaların inşa edilmediği eski halini bilenler zarafetini; bahçeli evlerin yerini apartmanlara bıraktığı dönemi bilenlerse canlılığını özler Pozcu’nun. Benim ailem de Pozcu’nun ilk sakinlerindendi. Oturdukları evin yerinde bugün, 1986’da kaybettiğimiz babaannemin adını taşıyan bir apartman var. O yüzden Pozcu benim için en çok hatırlayamayacak kadar küçük yaşta yitirdiğim Mesadet Hanım demek.

Kültürhane Menü/Dergi (Tüm Sayılar)