Metin Altıok

Kültürhane’nin ekonomi-politik programının konusu son dönemde sıkça gündeme taşınan neoliberalizmin akıbeti tartışmalarıydı. Programda neoliberalizmin 1980’lerden itibaren sermaye sınıfının kâr oranlarının düşme eğilimine karşı duran etmenleri hızlandırmak amacıyla uygulamaya koyduğu stratejiler ele alındı.‘Keynesyen iktisat yaklaşım’ları irdelendi, liberizasyon ve deregülasyon kavramları açıldı. Buna göre neoliberalizmin “keynesçi sosyal devleti” aşındırması ve işsizliğin artması, yedek işgücü ordusunun büyümesiyle sınıf içi rekabetin artmasıyla beraber sendikalar etkisizleştirildi, reel ücretler düşürüldü, sermayeden alınan vergiler azaltıldı, sosyal harcamalar kısıldı, özelleştirmeler dayatıldı, ser- mayenin hareketini kısıtlayan düzenlemeler tasfiye edildi ve buna liberalizasyon denildi. Devletin küçültülmesinden ve etkinliğinden söz ediliyor olsa da asıl amaç düşen kârlılığı artırarak sermayeyi büyütmekti. Buna da deregülasyon dendi. Özelleştirmelerden eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, belediye hizmetleri, iç ve dış güvenlik ve hatta adalet vs. hiçbir şey muaf değildi.

2008 küresel krizine kadar çeyrek yüzyıl neoliberal yeniden yapılanma stratejilerinin mutlak üstünlüğüne tanık olundu. Ancak krizin yarattığı uzun dönemli düşük büyüme oranları pek çok gelişmiş kapitalist ülkede kârlılık krizi ve yapısal sorunları tekrar gün yüzüne çıkardı. Bugün pek çok ülke halkının karşı karşıya kaldığı sorunlar, neoliberalizmin bir kez daha sorgulanmasına neden oldu. Bu sorgulamaların neticesinde neoliberalizm sonrası dünyaya dair pek çok değerlendirme yapıldı ve 1929 krizinden sonraki en büyük ekonomik daralmanın beklendiği şimdilerde 2 temel görüş öne çıktı. Bunların ilki neoliberalizmin çökmesiyle sosyal devlete dönüş olacağı yönünde. Buna göre neoliberal politikalar terk edilecek ve sosyal devlet anlayışı bir kez daha dünya genelinde ana model haline gelecekti. Burada altı çizilmesi gereken nokta, daha önce ortaya çıkan sosyal devlet anlayışının yalnızca kapitalizmin tercihi olmadığını belirtmek gerektiğiydi.

İkinci görüş ise, kârları azalan sermaye sınıfının zararını kapatabilmek için önceye göre daha da agresif politikalar izleyeceğidir. Dünya ekonomisinde önemli daralmalar yaşanıyor, üretim ve tüketim yavaşlıyor, hizmet ve turizm gibi sektörler neredeyse durma noktasında ve sermayenin kârları azalıyor. Bu tablonun sonucunda pek çok şirket ya zarar edecek ya da bazıları iflasını açıklayacak. Bu nedenle sermaye sınıfının korunabilmesi için yeni kemer sıkma ve ek vergi politikalarının gündeme gelmesi daha muhtemeldir. Uluslararası alanda ise askeri ve ekonomik savaşların körüklenmesi ve yeni gerilim alanlarının oluşturulması gibi hamlelerle karşılaşmayı beklemeliyiz.

Bugün dünyada sermaye sınıfının politikalarına karşı durabilecek mevcut bir güç görünmediği için, eğer bu iki senaryodan birisi gerçekleşecekse bunun ikinci senaryo olacağı kuvvetle muhtemeldir. Bu yüzden gelecek programlarda emeğin ve emekçi sınıfın durumunun ne olacağı üzerine bir sohbet bizleri bekliyor...