Mithat Fabian SÖZMEN

Mersin’in göbeğinde ancak Mersinlinin çok da tanımadığı bir mahalle Turgutreis. Hemen her Mersinli, mahallenin sınırlarındaki Silifke ve İstiklal Caddelerinden geçmiş, o hat üzerindeki meşhur dükkanlara (Memoş Tantuni’nin ilk salonuna mesela) gitmiş, hiç değilse Edip Buran’da bir maç izlemiştir de biraz daha içerilere, mahalleye doğru giren ve oranın Roman sakinleriyle tanışan pek azdır.

Turgutreis’ten insan hikâyeleri

Mersin Fotoğraf Derneği’nin Belgesel Fotoğraf Atölyesi üyeleri de “Turgutreis’ten insan hikâyeleri” projesine başlama kararı aldıklarında bu haldeydiler. Ancak iki yıla yaklaşan proje süreci onları hem Mersin’in önemli bir mahallesiyle tanıştırdı hem de eğlencesi, derdi ve kültürüyle mahalle sakinlerini kentin gündemine taşıma fırsatı sundu.

Kültürhane’nin Fotoğraf Sohbetlerine konuk olan ve Galip Deniz Altınay’ın sorularını yanıtlayan projenin yürütücüsü Murat Çiçek, 2015’te kurulan atölyelerinin “kenti ve kentte yaşayanları anlamak, anlatmak” amacıyla yola çıktığını söylüyor. 2017’de başlayan Turgutreis Mahallesi projesi de yukarıda saydığımız özellikleri ve yakın dönemde riskli alan ilan edilmiş olması -bir başka deyişle “kentsel dönüşüm” tehdidi altında bulunması- nedeniyle böylesi bir amaç için biçilmiş kaftan. 

Kentsel dönüşüm endişesi

Adı geçtiğinde ilk olarak “Roman mahallesi” denilen Turgutreis’i tanımlayan esas özellik yoksulluğu. Bugün “riskli alan” ilan edilmesinin de olası bir kentsel dönüşümün mahalleliyi buradan uzaklaştıracak olmasının arkasında yatan da bu. Ancak tarih boyunca tüm coğrafyalardaki Romanlara yönelen ırkçı nefret burada yaşanan her türlü sorunun bir şekilde katmerlenmesine yol açıyor. Oysa mahalleden Cevriye Abla’nın dediği gibi “Bizim milletimiz (Romanlar) öyle değil, herkese kucak açar. Suriyelisi de gelsin, Kürt’ü de gelsin…” Zaten bugün mahallede hepsi bir arada yaşıyor ancak akla gelen soru şu: Ne zamana kadar? Turgutreisliler hiç kimsenin buraya yapılacak TOKİ evlerini karşılayacak gücü olmadığını söylüyor. 

Turgutreisli nasıl Turgutreis’te kalır?

Turgutreisliler, müzisyenlik, sepetçilik, faytonculuk (artık sayıları çok daha az) gibi gündelik işlerle geçimlerini sağlamaya çalışıyor ancak düzenli bir işi ve sosyal güvencesi olanların sayısı yok denecek kadar az. “Düzenli işin, güvenceli hayatın Romanların özgür yaşam arzusuna uymadığını” söyleyenler de oluyor ama bence kastedilen şu: Geçimimizi sağlamak üzere mecburen çalışmak zorunda kaldığımız iş düzeni ve onun hem adaletsizlik hem de tekdüzelikle malûl yapısı herkesi olduğu gibi Romanları da rahatsız ediyor. 

Romanlara yönelik ırkçılıktan beslenen çoğu önyargı ve basmakalıpların da onları iş ve kent yaşamının pek çok alanından dışlamaya ittiği aşikâr. 

Murat Çiçek yola çıkarken bu ve benzeri “oryantalist görüşlerden” mümkün olduğunca uzak durmayı hedeflediklerini söylüyor. “Dışarıdan” yürütülen bu tip projelerde “Afrika’daki Batılı antropolog” gibi kalma tehlikesi her zaman vardır. Çiçek, bunun önüne geçmek için aldıkları önlemleri anlatıyor ki bunlar aslında yaptıkları işin temel ilkeleri de sayılabilecek şeyler. Örneğin fotoğraf çekmeye başlamadan önce uzun süre mahalleye gidip gelmişler, mahalleliyi tanımışlar, izinsiz hiç fotoğraf çekmemişler. Gerçekliğe müdahale etmeden, güzelleme yapmadan, var olan gerçeklik neyse onu yansıtmaya çalışmışlar. 

Peki ya sonrası? Söyleşiyi izleyenlerin bazı önerileri var. Örneğin bu çalışmanın mutlaka devamının gelmesi, mahallede ve Mersin’in farklı yerlerinde gösterimlerin düzenlenmesi ama esas olarak da kentin siyasi aktörlerine ulaşılması gibi… Malum mahallenin en yakıcı gündemi kentsel dönüşüm ve hem Turgutreis’in dokusunun korunması hem de Turgutreislilerin Turgutreis’te kalabilmesi “rantsal dönüşüm” olarak vuku bulmayacak bir dönüşüme bağlı.