Galip Deniz Altınay

Herkese merhaba,

Kültürhane’de sinemada yeni bir ayı daha sizlerle karşılıyoruz. Yılın onuncu ayı olan ekim, ismini ‘ekme’ eyleminden, tarlaların sürülüp ekilmesinden alıyor. Sonbaharın tüm renklerini görmeye başladığımız bu ay, artık serinlemeye başlayan akşamlarda sinemanın büyüsünü içimizde hissedeceğimiz birbirinden güzel dört filmle daha sizlerle olacağız. Şimdiden keyifli seyirler dileriz...

5 EKİM PAZARTESİ

Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru
Die Verlorene Ehre der Katharina Blum /1975

Dünyaca ünlü yazar Heinrich Böll’ün 1974 yılında yayımlanan kitabının Almanya sinemasının iki önemli yönetmeni Margarethe von Trotta ve Volker Schlöndorff tarafından yapılan uyarlaması sinema edebiyat işbirliğinin en dikkat çekici örneklerinden biri. Bireyin özel yaşamına medyanın sorumsuzca müdahalesini ve güvenlik güçlerinin bireysel özgürlükleri kayıtsızca çiğnemesini evrensel bir yaklaşımla ele alan film 1970’li yıllar Almanya’sına dair eleştirel bir okuma yapıyor.

12 EKİM PAZARTESİ

Deliler Evi

Dom Durakov /2002

Dünyaca ünlü yönetmen Andrey Konchalovskiy’in yaşanmış bir hikâyeden sinemaya uyarladığı “Deliler Evi” bizleri Rus-Çeçen Savaşı’nın yaşandığı yıllara götürüyor. Tüm çalışanların savaş nedeniyle kaçtığı bir psikiyatri hastanesinde kalan hastaların yaşadıklarını çarpıcı şekilde beyazperdeye getiren film, Venedik Film Festivali başta olmak üzere pek çok önemli festivalde kazandığı başarılarla da dikkat çekiyor.

19 EKİM PAZARTESİ

Bu Denizin Tuzu

Milh Hadha al-Bahr /2008

Annemarie Jacir’in dünyada ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nde yapan filmi “Bu Denizin Tuzu” Filistin sinemasının son yıllardaki önemli filmlerinden biri olarak kabul ediliyor. 1948 yılında Filistin’den Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etmek zorunda kalan bir işçi ailesinin kızı olan Soraya’nın hikâyesini anlatan film, Filistinlilerin kimlik algısını ele alıyor.

26 EKİM PAZARTESİ

Aslan İni

Leonera /2008

Kültürhane’de sinemada ekim ayının son filmi Arjantin’den geliyor. Güney Amerika sinemasının üst üste imza attığı başarılı filmlerle dikkat çeken yönetmenlerinden olan Pablo Trapero “Aslan İni”nde cinayetten hüküm giymiş ve çocuğunu hapishanede büyütmek durumunda kalan Julia’nın hikâyesini anlatıyor. Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasında da yer alan eser annelik, aşk, mahkûmiyet, yalnızlık üzerine etkileyici bir film.