Burçak GÖREL

“Göç yolumuz hep değişir. Mesela Mersin’in dağ köyündeydik, duyduk ki aşağılarda çiçek açmış; yüklendik kovanları oraya götürdük”

Yüzyıllardır “mucize”leriyle insanların ilgi odağı olmuş arılar ve onlarla birlikte yılın yarısını evlerinden uzakta geçiren, nerede çiçek açıyorsa oraya göçen arıcılar… Bu arıcılardan biri olan Nurcan Özcan, Kültürhane “Ekoloji Sohbetleri”nin konuğu oldu. Kraliçe arı ve bal yetiştiricisi Özcan, “aile mesleği” dediği arıcılığın inceliklerini, arı familyasının ilişkilerini ve baharı kovalayan göçmen arıcıların bal yolculuğunu dinleyicilerle paylaştı.

Her şey Kraliçe Arı için

Nurcan Özcan, arıcılardan bahsedebilmek, onları tanıyabilmek için öncelikle arı ailesini tanımamız gerektiğini söylüyor ve dinleyicileri arıların özenli, bir o kadar da ilgi çekici hayatına doğru bir gezintiye çıkarıyor…

Özcan’ın anlatımına göre; kimimizin yalnızca plastik ambalajlar içinde, kimimizin sofrada, daha şanslı olanlarımızınsa doğada gördüğü petekler insanı hayrete düşürecek bir hiyerarşiye, disipline ve özveriye ev sahipliği yapıyor. Arı kolonilerinde üç çeşit arı bulunuyor; kraliçe arı, erkek arı ve işçi arı. Kraliçe arı her şeyin başında. Her şey onun için var. O,  arı neslinin devamını sağlayabilecek yeteneğe sahip yegane varlık. Erkek arılarsa yalnızca üreme aşamasında kullanılıyor, üreme gerçekleştikten sonra ya ölüyorlar ya da işçi arılar tarafından ölüme terk ediliyorlar. Bahsi geçen işçi arılarsa dişi arılar. Üreme özellikleri bulunmadığından olsa gerek “dişi” yerine “işçi” diye anılıyorlar. Bu arılar üreme kabiliyeti olan kraliçe arının selameti için yaşıyor, onu besliyor, koruyor kovanın tüm işini yapıyorlar. Kovan içinde her arının bir görevi var. Kimisi “mıntıka temizliği” yapıyor, kimisi “bebek bakıyor” kimisininse görevi kraliçe arıyı beslemek. Ama esas olan sonsuz bir döngü içerisinde bin bir titizlik ve emekle hayata geçirdikleri, doğanın can suyu polen taşıyıcılığı…

“Biz üç mevsim baharı yaşıyor, her gittiğimiz yerde yeniden başlıyoruz”

Arıcılığın zahmeti, arıların çektiği zahmetten geliyor olacak ki, arı ve bal yetiştiricileri yıl boyunca bu döngünün en verimli şekilde sonuçlanması için şehirden şehre göç ediyor. Nurcan Özcan da onlardan biri ve çocukluğundan beri ailesiyle beraber karavanının arkasına yüklediği kovanlarla bahara göre hazırladıkları rotayı geziyor. “Biz üç mevsim baharı yaşıyor, her gittiğimiz yerde yeniden başlıyoruz” diyor bu yolculukları için.

Sekiz ay süren yolculuklarının İlk durağı Mersin. Mersin’le de bu sayede tanışmış, “Arılarımızı uzun yıllardır Mersin’de kışlatıyoruz” diyor Özcan. Yani arılar Mersin’de kışa hazırlanıyor. Mersin, Mart ayında başlayan baharı, çiçeğin, nektarın bol olduğu doğası ile verimli bir şehir arıcılar için. Mersin’den sonra Özcan ve ailesi “ara mevsim” dedikleri dönem için Diyarbakır, ardından da Çorum’a gidiyor. Baharın sona ermesi ile birlikte memleketleri Sivas’ın yolunu tutan aile bal sağımını Sivas’ın yaylalarında gerçekleştiriyor. Martta başlayan bal yolculuğunu Ağustos ayında tamamlıyor arıcılar. Özcan tüm bu yolculuğu “Göç yolumuz hep değişir. Mesela Mersin’in dağ köyündeydik, duyduk ki aşağılarda çiçek açmış; yüklendik kovanları oraya götürdük. Zaman zaman Karadeniz’e, Muğla’ya da düşer yolumuz. İşimiz çok zor ama her gittiğimiz yerde yeni kültürler, yeni hayatlar tanıyoruz” diyerek anlatıyor. 

“Arıcılık neden kadın işi olmasın?”

Nuran Özcan’ın yolu, Mezitli Kadın Üretici ve İşletme Kooperatifi sayesinde düşüyor Kültürhane’ye. Özcan, Mezitli’de kadınları üretime teşvik etmeyi ve kadınlara istihdam desteği sunmayı hedefleyen kooperatifin ilk üreticilerinden. Söyleşide Kooperatif başkanı Prof. Dr. Ayşe Gül Yılgör’ün sorularını yanıtlayan Özcan’a yöneltilen sorulardan ilki “Arıcılık bir kadın işi mi?” oluyor. Özcan’ın cevabı ise oldukça net: “Neden olmasın?” Nurcan Özcan, oldukça keyifli olduğunu ve her gün yeni bir şey öğrendiğini söylediği mesleğini özellikle kadınlara tavsiye ediyor.

Yeni tartışmalar: Arılar için zorunlu göç

Kültürhane sohbetlerinin mayasında vardır; her yeni sohbet yeni tartışmaları, fikirleri beraberinde getirir. Nurcan Özcan’ın dinleyicilerle paylaştığı mesleki birikimi ve yaşam pratiği de yeni soruların yükselmesine neden oldu. Arıcıların mesleklerinin devamı için hayata geçirdikleri göçün, arılar için doğal bir göç olmadığı fikri “İnsana ait olan bu göç ve insanın ekonomik faaliyeti, aslında arılar için zorunlu göç demek midir?” sorusuna zemin hazırladı. Ekosistemin doğal dengesini korumak ve arıların yaşamının devamını sağlamanın esas alındığı bir arıcılık sistemine vurgu yapılan söyleşi, akıllarda insan ve doğa ilişkisine, doğaya entegre hayatlara, birlikte yaşamak ve sömürü arasındaki ince çizgiye dair birçok soru ve fikir bırakarak sona erdi.