Mithat Fabian Sözmen

Amerika Yerlilerinin, topraklarını ellerinden almaya gelen Avrupalılara “Beyaz adam” diye seslendiğine sayısız ABD yapımı filmde, kitapta rastlamışızdır. Bu tamamen “beyaz” icadıdır çünkü Yerliler, Avrupalılara baktığında gördüğü şeyi bir renkle tanımlamaz. Aksine bunu yapan Avrupalılardır ve Yerlileri aşağılamak için onlara “kızılderili” derler. Bu, soykırımına hazırlanılan Yerlileri, insan dışılaştırmanın, böylece imhanın meşrulaştırılmasının bir aracıdır. ABD’li Yazar James Baldwin’in “Neden bir zenciye ihtiyaç duyuldu” şeklindeki kritik sorusunun yanıtı da burada yatar.

Peki tam da kapitalizmin ilkel birikim süreçlerine denk gelen bu imha hareketlerinin temel gayesi ve bugün karşı karşıya kaldığımız "ırkçılıklar"ın arkasında yatan şey nedir?

Kültürhane’nin yeni programı Ekonomi-Politik Sohbetler’de Metin Altıok, Selim Çakmaklı ve Tolga Tören, ABD’de ırkçılığa ve polis şiddetine karşı yükselen eylemleri merkeze alarak yaptıkları tartışmada bu sorunun yanıtlarını verdi. 

ABD’deki protestolarda son durum

Bir süredir ABD’de bulunan Selim Çakmaklı, süreci özetlerken protestolara eşlik eden polis şiddetinin devam ettiğini hatırlattı. Protestolarda sadece siyahların olmadığına hatta beyazların da güçlü bir şekilde eylemlerin bir parçası olduğuna değinen Çakmaklı, öne çıkan üç sloganın “Black Lives Matter” (Siyahların Yaşamı Önemlidir), “No Justice No Peace (Adalet Yoksa Huzur da Yok) ve Defund the Police (Polise Aktarılan Kaynakları Kesin) olduğunu vurguladı. Çakmaklı, üçüncü sloganın aynı zamanda bir politika önerisi olduğunu ifade ederek protestocuların bir başka vurgusuyla devam etti: “İnsanlar ‘polisin şiddeti bir yanda, finansın şiddeti bir yanda’ diyor.”

Kapitalizmin küresel trendi

Çakmaklı’nın ırkçılığın ABD’deki kurumsallaşmış yapısını hatırlatmakla birlikte sorunun ve protesto halesinin ABD’yle sınırlı olmadığına değinmesi üzerine Metin Altıok da Fransa’daki Sarı Yelekliler hareketinden Gezi/Haziran protestolarına dünya çapında yakın dönemdeki protesto hareketlerini “refah devleti”nin yıkımı ve polis şiddetinin yaygınlığıyla ilişkilendirdi. Bu eylemlere karşı sermayenin şiddeti küresel çapta yaygınlaştırdığına dikkat çeken Altıok, kapitalizmin eşitsizliği, dolayısıyla sömürüyü daha katlanılmaz boyutlara vardırırken cinsiyet ve etnisite ayrımlarını kullandığını belirtti.

Güney Afrika dersleri

Güney Afrika üzerine çalışan ve ırk ayrımcılığına dayalı Apartheid rejimini yakından inceleyen Tolga Tören de önce Hollanda sonra Britanya’nın bölgeyi sömürgeleştirirken kullandığı yöntemleri ve argümanları anlattı. Tören, yerli halkı deyim yerindeyse ebedi bir sömürüye mahkûm etme pratiklerinin bir yandan topraklarını ellerinden alma bir yandan da onları kendilerinden daha aşağı bir statükoda bırakacak siyasal rejimin oluşturulmasıyla mümkün kılındığını söyledi.

Güney Afrika’da ANC’nin öncülüğünde ve Komünist Partisi’nin desteğiyle sürdürülen uzun erimli mücadelenin, siyah işçi sınıfını artık madenlerin ve tarımın haricinde kalan iş gücü piyasalarından uzak tutmanın olanaksız hale gelmesinin de etkisiyle zafere ulaştığını hatırlatan Tören ancak ırkçı rejim yıkılsa da ırkçılığın ortadan kalkmadığına dikkat çekti: “Artık ırkçı yasalar yok ama ırkçılık üretim süreçlerinde işlevsel olmaya devam ediyor.”

Nitekim Güney Afrika, 1994’ten bu yana ANC tarafından yönetiliyor ama ırkçı apartheid’in sona erdiği ülkede “sınıfsal apartheid”ın ortadan kalktığını söylemek mümkün değil. Üstelik Metin Altıok’un dediği gibi kapitalizm bunu “çeşitlendirerek, yaygınlaştırarak” yapıyor. Örnek vermek gerekirse Güney Afrika’da artık yeni bir tür “yabancı düşmanlığı” oluşmuş durumda: Siyah emekçi çoğunluğun Malavi, Mozambik, Zimbabve gibi ülkelerden gelen göçmen işçilere yönelttiği, şiddete, ölümlere varan düşmanlık! Bunun kışkırtıcısı ve kazananı elbette beyazıyla siyahıyla Güney Afrika siyasal eliti ve burjuvazisi.

Amerika Yerlilerinin “cuk” oturan tanımı

Dolayısıyla Altıok, Çakmaklı ve Tören’in vurguladığı gibi ırkçılığın, kapitalizmin gelişimindeki rolü yadsınamaz ve bu, sadece ten rengine dayalı değil. Kapitalizm yoluna rahatça devam edebilmek için gerekirse siyahı siyaha kırdırdığı yeni düşmanlıklar üretebilir, üretiyor da.

Yazının başına dönecek olursak… Evet, kendilerini “kırmızı” görmeyen Amerika Yerlileri, Avrupalılara da uzun süre “Beyaz Adam” dememiştir. Ne demiştir biliyor musunuz? Wasicu yani “Açgözlüler” ya da “En iyisini/güzelini kendine saklayanlar”. Kapitalizmin sınır, onur, vicdan tanımayan doymak bilmezliğine daha güzel, daha sınıfsal bir tanım getirilebilir miydi?

Bonus: Programa ve yazının yanına bir de şarkı önerisinde bulunayım. Geçtiğimiz yıllarda yitirdiğimiz Güney Afrikalı Müzisyen Hugh Masekela’nın “İlk trajedimiz” dediği kömür trenine yani ‘Stimela’ya yazdığı şarkı eminim Tolga Hoca’nın anlattıklarını daha derinden hissetmenizi sağlayacaktır.